Kocamustafapaşa ‘nın fakir bir mahallesinde manavlık yapan İstanbullu Halil ve Şen Saz Gazinosu dilberi Sabiha’nın trajik öyküsü.Gözleri velfecri okuyan, varlığını göstermesi için bazı zamanlarda kilit kişilerin sadece bakışarak anlaştıkları bir film bu.Evini, eşini bırakıp gönlünü yasak elmaya kaptıran ve mutluluktan mutsuz olmayı seçmek zorunda kalanların dramı..Sabiha’ ya -içkin var mı ? diye sorup,- daha içecek misin ? cevabından sonra ,-belki de içmem, ama ver ! diyen karizmatik bir halil,
Konsomatris olduğu halde hayat derslerinin en incesini veren Sabiha’ nın – bir daha gelme içkiye saza, bi takılırsın, bi daha da.. derken,-üzme canını ..diyerek lafını kesen mahalle delikanlısı bir Halil,
Sevdiği kadına, ışık vurdukça parlamasını istediği yüzüğü kadife kutusunda hediye etmek isteyen romantik bir Halil,Yine sevdiği kadınla birlikteyken – iyi misin sorusuna,-sultan gibiyim ! diyen bıçkın bir Halil var bu filmde.
Bir noktanın ancak kendi dışındakiler tarafından görülebilen tek boyutunun hüznünü yaşamak böyle bir anlatılır ancak..Son çaresizliğini; uğruna hapis yatıp çıktıktan sonra, sevdiği kadını bıçaklayarak göstermiştir Halil. Sabiha’ nın Halil’in evli olduğunu öğrenip ona karşı soğuk davranmasından habersiz , o hapisteyken onu bekleyeceğine söz verip, döndüğü pavyonda kahkahalar atarken gördüğü sabiha’ yı bıçakladıktan sonra,sabiha’nın gelen polislere – ben yaptım, bıçağı kendim sapladım diyerek, suçu üstüne almasından sonra Halil’ in dönüp,-asıl şimdi yıktı beni .. deyişi bir ömürlük şiirlere bedeldir..
Filmin sonunda ;Sabiha hastanede ne pahasına olursa olsun, haliline kavuşmanın özlemi içersinde, Halil de, – başımı okşadı babam benim, kalacak mı? diye kardeşine soran çocuklarının, hiçbir şey olmamış gibi, terliklerini önüne koyup, beyaz çarşaflar serip, yatağını hazırlayan karısının yanında cigara içip efkâr yaparken bulur kendisini.
Sabiha hastaneden çıkışta manavda çalışmaya devam eden halilinin kucağında çocuğunu havaya atışını seyreder ve kalbini kıra kıra, ağlaya ağlaya filme veda eder..
Feri sönmüş bir göz gibi parlamaya çalışan son bir yıldız kalmıştır artık gökyüzünde ve o eski arnavut kaldırımlı, at arabalı, denizi yosun kokan, gemisi efkâr tüten siyah beyaz bir İstanbul manzarası…

